by

Yılan Su Kabağı

Su kabağı merakım artık herkesin malumu. Ve hayır, hep yoktu. Saklıköy’de bahçeye onu bunu ekmeye başladıktan sonra her yerden ve herkesten tohum toplamaya başladım. Yediğiniz meyvelerin tohumlarını da atamıyorsunuz, hemen bir kağıt mendilin içine saklanıp, çantanın bir köşesine atılıyor evden uzaktaysanız. Yerlerden , yürünen yolların bahçelerinden çiçek tohumları filan toplanıyor. Bazen çiçek çalınıyor. Bildiğiniz gibi en güzel tutan çiçekler çalıntı çiçeklerdir. Tabii rica edip, usulüyle isteyebilirsiniz de, eğer tanıdık değillerse, büyük bir ihtimalle vermeyeceklerdir.

Su kabaklarını boyamaya başlamam çok sert olmayan bir cins kabağı boyamakla başladı. O yüzden dikkatli olmam gerekliydi. Bir ilk daha yaptım, daha sert olan birinin üstüne Eski Türkçe yazdım. Yani resmen hadsizlik. Hat ile uğraşanlar ne demek istediğimi anlamışlardır. Kabak üzerine bir şeyler yazıp çizmek kağıt üzerine olduğundan daha zor. Kıvrımlı, sert ; hem tutup hem yazmak ya da çizmek zor oluyor. Ama mutlaka yazmalıydım. Ne mi yazdım ? Ya Allah , Ya Şafi. O ara taş ve tahta boyamaya da başladığımı anımsıyorum. Bu arada o kabakların tohumlarını Antalya’daki arkadaşım Ayça vermişti. Sanırım ona da bir teşekkür borçluyum. Kabaklar o kadar büyüktü ki anca misafir gelirse yiyip, bitirebiliyorduk. İşin ilginci o kabaklardan bir iki tanesi çok sert oldu kuruyunca. Birine daha geçenlerde minik bir şehir çizdim böyle saat kuleli filan.

Kabakları kurutmak da çok kolay değil. Kırılabiliyor, çürüyebiliyor. Ama sonunda tekniğini kaptım.

Su kabakları çeşit çeşit. Tarihte pek çok amaçla kullanılmış. Kuyudan su çekmek için, yoğurt mayalamak için, kuş yemliği olarak, lamba olarak, süs eşyası olarak. Ben de bir kuş yemliği yaptım, ama kuş filan gelmedi itiraf edeyim. Çünkü bizim buradaki kuşlar yem yemiyorlar, etçiller börtü böcek tercih ediyorlar.

Bu yıl ilk kez diktiğim yılan kabağının biri tuttu. İki tane yılan kabağı verdi. Daha henüz hasat etmedim. geçtiğimiz yıllarda Kozyatağı’ndaki bir aktardan iki tane yılan su kabağı almıştım. Birini mumluk yapmış, diğerini de saksı olarak kullanmıştım.

Ben daha çok iki boğumlu olan kabakları figürler olarak çalışıyorum. Çeşitli ülkelerin insanlarını da yaptığım oldu. Sonra bazen ben örüyorum giysilerini, takı, gözlük vs ile zenginleştiriyorum.

Tabii her tarafın kabak olduğunu söylemem gerek yok sanırım. Ya yapılmış, ya ham kabak. Yine de ham kabak yetiştirmeye ve dışarıdan satın almaya devam ediyorum. Bu arada bahçedeki mor salkımlardan yılbaşı çelengi filan da yapıyorum. Tabii oyuncak, saksı boyama, o bu derken her yerde bir malzeme olması kaçınılmaz. En son bahçedeki su deposuna mural yapmaya başladım. Bakalım daha nerelere gidecek bu işin sonu. Yazdığım çocuk roman ve öykülerini de procreate programında hazırlıyorum.

İşin tuhafı çocukken ve gençken hiç böyle meraklarım yoktu. Her zaman yazdığımı anımsıyorum, ama çok iyi çizen babamı hep hayranlıkla izlemişimdir. Çizmezdim de. Bu yaştan sonra niye Derya Baykal’a evrildim anlayabilen bana da anlatsın ?

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *