
Yani ne diyeyim? Yaşamak yazmanın önüne geçti mi ? Yoksa görünür kılınmaktan sıkılmak mı ? Belki de canım sıkkınken yalnızca kendime yazıyorum ondan. Şimdi Görsel İletişimin medyayla ve görünür olmakla ilgili farklı felsefik görüşlerine girip bir iki paragraf yazmak da var, ama korkmayın yapmayacağım. Zaten bu yıl bölümü de bitirdim. Her zamanki inekliğimle Onur öğrencisi olarak. Ama mezuniyete filan gitmedim. BÜ’de yüksek lisans mezuniyetime de gitmemiştim. İlk üniversite mezuniyeti adam olana yeter de artar bile. Zaten okulumun düştüğü durumlar beni ziyadesiyle üzüyor, ama o da başka bir yazı konusu başlı başına.
Geçtiğimiz yılın ikinci yarısından beri resmen başımızın üstünde kara bir yağmur bulutu ile dolaşıyoruz. Hani Hoş Memo’da bir karakter vardı, yaşı uygun olanlar hatırlayacaktır. Li’l Abner çizgi romanından Joe Btfsplk, Bizde “Felaket Ahmet” diye çevirmişlerdi. İşte onun gibi. Önce kardeşimiz Tahir pıhtı atması sonucu ağır bir felç durumu yaşadı, çok ciddi tedavi süreçlerinden sonra ancak kendine geliyor. Ardından annem düşme sonrası bir kaç günlük bir afazi ve ardından epileptik nöbetler geçirdi. Onun da iyileşmesi zaman aldı. Hastane refakatçilik anılarımız da 32 kısım tekmili birden yaz yaz bitmez. Arada Gülgün ile konuşuyoruz. Bu ikisinin ardından son zamanlarda Gülgün’ün ayağını kırması, Burak’ın sinüzit, polip vs ameliyatı derken yazmadım, yazamadım. Gerçi kısa kısa substack uygulamasında yazdım, ama o da çoğu kez anlamsız geldi.
Bankacılık arkadaşlarımdan yetkilimiz Tülay hanım, ardından hepimizin fotoğrafçısı Oğul vefat etti. Bu süreçte halamın oğlu Günok ağabeyi de kaybettik. Arkadaşlarımla son zamanlarda sıklıkla görüşmesek de internetten birbirimizi takip edip, laflayıp, mesajlar bırakıyorduk. Devamlı ilişki içindeyseniz, o da en az yüz yüze görüşme kadar sahici oluyor. Bir gün önce internette story’sini gördüğünüz arkadaşınızın ertesi gün yaşamadığını öğrenmek çok acı tabii. Hatta hiç tanımadığınız, sadece internetten takip ettiğiniz kişilerin başına gelene de üzülüyorsunuz. Bir noktada yaptığınız, ettiğiniz her şey boş gelebiliyor.
Gündem de çok sinir bozucu caaanım ülkemde. Küfretmeden geçirdiğim bir gün olmamaya başladı. Yani yağmuru sevmeme rağmen, her gün yağmur bulutuyla dolaşmak da sıkıyor insanı bir noktadan sonra. Ama ne oluyor bu noktada, bir gün bahçenize bir kaplumbağa geliyor, kaktüsünüz inanılmaz güzel bir çiçek açıyor, ne bileyim güzel bir anı geliyor aklınıza kaybettiklerinizle ilgili, iyi ki o anı yaşamışım onunla diyorsunuz ,devam etmeye gücünüz oluyor. Bir de Baba Vanga bu yıl uzaylıların geleceğini söylemişti, onu da merak ediyorum açıkçası., Pleidianlar mı, Griler mi reptilyenler mi kim gelecek?Unutmayın da bir gün size Pleiades’ten gelip Danimarka’da yaşadığım günleri anlatayım bir ara. 🙂
Permalink //
özlemişim yazılarını…
Çok üzücü şeyler yaşamışınız, Suder kardeşime de, Tahir bey’e de şifalar diliyorum…
Gelmiş geçmiş olsun..
Ayça