by

Manifestlemek

Bu, son zamanların favori sözcüklerinden biri oldu.Açıkçası diğerleri gibi bundan da pek hoşlanmıyorum. Manifest etmek, bir şeyi gerçek dünyada gerçekleştirmek için odaklanıp, düşünerek, dua ederek, yazarak çizerek olmasına uğraşmak, hayatına çekmek demek. “Eskiden bu sözcüğe karşılık gelen ne vardı?”diye düşündüm. Niyet etmek mi, tezahür ettirmek mi ? Aslında şu Hıdırellez günlerinde toprağa çizdiğimiz evler, arabalar, kağıtlara yazdığımız niyetler filan da aynen ondan değil mi? Bu arada yine çok tartışmalı kız grubu Manifest var, ama benim bugün hakkında yazacağım konu o değil.

Şahsen ben küçüklüğümden beri Hıdırellez’lerde bile sağlık, huzur filan diler, ev mev çizmezdim. Ya da ne bileyim illa ki şunu bunu istiyorum diye dilemedim. “Hayırlısı olsun.” demek daha doğru gelir. Bir de eskiden beri çok istediğim bir şey varsa mutlaka bir engel çıkar, olmazdı, o yüzden çok istemekten de korkardım. Bu en basit olaylardan daha kompleks olanlara kadar geçerli olabiliyordu. Ortaokulda Bonanza dizisi hayranıydım. Pazar geceleri oynardı ve Pazartesi okulda en yakın kız arkadaşım ile tüm teneffüsleri Küçük Jo’yu konuşmakla geçirirdik. Tüm hafta diziyi beklediğim de aşikar tabii. Tam dizi başlar, şak elektrik giderdi, ne büyük hayal kırıklığı! Zaten çocukluğumuz elektrik ve su kesintileriyle geçti. Yaşlandık, tam rahat edeceğiz derken kırsala taşındık, Sedaş sağolsun, bize nostalji yaşatıyor sık sık.

Buna rağmen içten isteyip de sözcüklere dökmediğim, ya da kağıtlara yazıp çizmediğim pek çok şey zaman içinde gerçekleşti Allah’a şükür. Hatta istemediğim olayların da olmaması için yardım gördüm mutlaka. Ben çok göstere göstere yapmıyorsam da, bunu yapanlara da çok yardımı olduğunu gözlemliyorum. Geçenlerde eski belgeleri karıştırırken Hüsam olmasını planladığı şeyleri yazdığı bir not defteri buldu. Pek çok şey gençliğinde planladığı gibi gerçekleşmiş. Öte yandan plan yapmak, yazmak çizmek de bir yerde bunları gerçekleştirmek için hedefe kitlenmek anlamına geliyor. Gerçi Hüsam 1987 Ajandasına 16 Ağustos gününe “Evlenilecek” diye not düşmüş biridir de. Aslında ikimiz de kaydetmeyi, saklamayı, yıllar önce olan şeyleri anımsamak için anı defterleri ve mektupları okumayı çok severiz.

1983 yılında Sanat Tarihi yüksek lisansına başlayıp bırakmak zorunda kalınca, yıllarca rüyamda kendimi okulun kütüphanesinde çalışırken gördüm. Bu da bir nevi manifestlemek olsa gerek. 2003 yılında 41 yaşındayken tekrar yüksek lisansa başlamam da rüyalarımda bunu pekiştirip, arzulamaktan olsa gerek. Öğretmen iken sınıf öğretmeni olduğum orta üçlere hayatınızda başarmak istediğiniz üç şeyi yazın demiştim. Herkes farklı şeyler yazmıştı, ama yine de benzer şeylerdi. Haylaz bir öğrencimin yazdığı üçlüyü hala anımsıyorum. “Üç katlı bir villa, 4×4 jip, 90 60 90 ölçülerinde bir sevgilim olsun hocam .”yazmıştı. Bir başkası da “Hocam ben subay olmak istiyorum, o da olmazsa polis, ikisini de olamazsam mafya olacağım dediydi. Türkiye gibi yerde istediği güçtü kısacası. O ikisini takip edemedim ama, çok çalışkan bir öğrencimin daha orta ikinci sınıfta “Beyin cerrahı olmak istiyorum” dediğini anımsıyorum. Yıllar sonra IG’da karşılaştığımızda gerçekten beyin cerrahı olmuştu. Hedeflerini çok erken açıkça ortaya koyup üzerinde çalışanların bir biçimde bunlara ulaştığını görüyorum, ne kadar ulaşılmaz olursa olsun, karınca misali onun yolunda olmak da önemli.

Şimdi size bu yazıyı yazmama neden olan olayı anlatıp bitireceğim. Kabak figürler yaptığımı çoğunuz biliyorsunuz. Dost akraba da evde gereksiz buldukları ne kadar antik kuntik şey varsa işine yarar deyip bana veriyorlar ve gerçekten de çok işime yarıyor, sağolsunlar. Geçen verilen minik sandıklardan biri ki sanırım nikah şekeri vardı içinde, bari korsan yapayım düşüncesi uyandırdı bende. Sandığı boyadım, kabağı seçtim filan, evde de bandanalar var, kafasına da şunu takarım, ayağını topal, gözünü kör mü yapsam filan, bant taksam filan diye düşünüyorum. Hani korsanlar hep öyledir ya. Çok da olumsuza kaymak istemedim aslında sonra, aklıma papağan geldi. Çoğunun papağanı olur. Küçük kabaklardan papağan mı yapsam, papağan arasam bulamam ki, ne olabilir filan, ara ara düşünüyorum. O arada yıllar önce yapılan dişim düştü, tekrar yapan diş hekimine Yeditepe’ye gitmek zorunda kaldım. Bir yandan da lokal anestezi ilaçlarına alerjim filan var, o dişin yapılması altı saat sürmüştü, damar yolu, anestezi uzmanı filan, yandık diyorum. Neyse dişin siniri alındığı için öyle şeylere gerek kalmadı, çok da kolay halloldu üç randevuda. Sonuncusu bitti Hüsam ile bir şey yiyelim diye çevreye bakıyoruz. Bir köşede minik bir antikacı. Hüsam daldı hemen içeri, ben de laf olsun diye bakıyorum. Bir köşede bir baktım minik bir kuş, papağana benziyor. “Yok artık!” dedim. Gerçekten minik bir papağan, hem de kabağa iliştirilebilecek gibi, hani arasam bulamam öyle uygun, adam da 50 TL istedi, içinden de “Bu uyduruk şeyi ne yapacak?” demiştir garanti, ama ben nasıl mutluyum, hani bir köşede içi dolar dolu çanta bulsam o kadar sevinmem. Bugün o kabağı tamamladım, dedim benim manifestlemem de anca bu kadar olur. Buna da bin şükür.

1 Comment


  1. // Reply

    Nilgüncüğüm, böyle hızlı ve to the point manifestation duymadımdı hiç! Senden korkulur ve de alkışlanır…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *