by

Defter Aşkına

Sonunda Saklıköy’de blog yazacak kuvvette internetimiz oldu. Ben de veranda da yazmaya koyuldum. Aslında evveliyatı okumayla başlıyor bu yazının. Sabah yağmur yağdı, hava da serin tam sevdiğim gibi. Kediler birer ikişer ziyarete geliyor, yemeklerini yiyip gidiyorlar. Nari’nin yavrusu annesinin kuyruğuyla oynayarak sabahımı şenlendirdi. Böyle özel anlarda Covid filan aklıma gelmiyor, mutlu oluyorum.

Daha önce de tanıttığım Ceylan Orhun’un Binbir Bahçe Masallarını bitirmeye az kaldı. Çok zevk alarak okuduğum kitaplar bitecek diye de hüzünleniyorum. Ceylan Orhun bahçe ile ilgili notlarını tuttuğu defterlerden söz etmiş Haziran ayı bölümünde. İlk defterler bakkaldan alınan spiralli, kareli defterlerden olabilir. Zaman içinde bahçeye ilişkin tutulan notlar ciddiye alındığında defterlere de özen gösterilmeye başlanır , daha şık kırtasiyelerde defter avına çıkılır demiş. Bu bana kendi defter merakımı ve serüvenimi anımsattı.

Bizim çocukluğumuz okullarda sarı ve bazen kareli matematik defterleri ve çizgili, çizgisiz ince kalın pek çok defterle geçti. Okul defterleri haricinde önem verdiğim tek defterler günlük yazdığım defterlerdi. Ama eskiden böyle binbir türlü kırtasiye, defter çeşitleri nerdeee ! Yine de gözüme güzel gözüken defterleri günlük için kullanmışım. PC’ye geçireceğim diye Saklıköy’e getirdiğim bir kaç defterden fazlası şehirde. O yüzden sevgili oğlumdan duyup edindiğim bir kaç Moleskine defterimin, ya da önceden yazıp bitirdiğim ama hala sakladığım süslü defterlerimin fotoğraflarını koyamıyorum. Ama devamlı yanımda taşıdığım bazı defterlerimi getirmişim. Şimdi bir kaçını ne amaçla kullandığımı anlatayım. Bu amaçlar her geçen gün artıyor ve defter sayıları da. Hüsam hatırlamak istediklerini telefonuna kaydediyor, bana da aynı şeyi öneriyor, ama ben eski usul defterleri modern teknolojiye tercih ediyorum.

Her yılbaşı mutlaka en az bir ajanda satın alıyorum. Bir kaç tane de hediye geliyor. Eskiden firmalardan bir çok ajanda gelirdi. Ben de bazılarını günlük, bazılarını not tutmak amaçlı kullanırdım. En çok kullandığım ajanda Ece Ajanda’sıydı. Küçük olanlarından çantama koyar, büyüklerinden ise günlük yazmak için yararlanırdım. Ama son yıllarda daha çok Metis Ajandalarını kullanır oldum. Özellikle de çantamda taşımak için. Hem farklı temalı olmaları hoşuma gidiyor, hem de zarifler. Eskileri de atamıyor biriktiriyorum, hem kendi yıllık tarihimi korumak, hem de o yılın temasını bulundurmak adına. Ajanda gibi olmayan minnak bir tane var, onda da ilerde almak istediğim kitapların kaydını ve kitaplardan yaptığım alıntıları yazıyorum şimdilerde. Kitapları okurken altlarını çizmekle kalmıyor, mutlaka notlar da alıyorum. Bunları bazen yazılarımda kullanıyorum, bazen de hiç kullanılmadan kalıyor.

Şehirdeki evde unuttuğum defterlerden birinde rüyalarım var. Özellikle önemli olduğuna inandığım rüyaları yazarım. Her gece birden çok rüya görüp, her birini sınıflandırıyorum. Bazı rüyalar gelecekle ilgili oluyor. Sıkıntı, rüyaları, gündelik rüyalar şunlar bunlar. Gelecekle ilgili çıkan rüyalarım da çoktur. Tayyi mekan konusunda da iyiyim galiba, hiç gitmediğim yerleri rüyalarımda görüp, tarif ettiğim çok olur. Neyse bunlar başka bir yazının konusu.

Şu anda çizim yaptığım iki defter var. Birini annem hediye etmişti. Çizgisiz olduğundan eskizleri buna çizeyim dedim. Boyadığım kabaklar, ya da başka şeylerle ilgili ilk çizimleri buna çiziyorum.



Bir başka defterde çocuk öyküleriyle ilgili ilk çizimler var.Düz , çizgisiz kağıda minik bir defter.

Bits and pieces , karman çorman bir defterim var, özellikle seçmemişim, Anadolu Hayat Emeklilikten gelmiş çizgili bir şey. İçinde envai türlü not var. Misafir gelecek , ne yemek hazırlayacağımı yazmışım mesela. Ya da Korece çalışmışım. Korece yeni sözcükleri yazdığım bir fihrist ve yanımda taşımak için aldığım bir başka küçük defterin yanı sıra. Geziye çıkmadan önce gidilecek yerleri yazmışım, ya da bloga yazılacak dizilerin ayrıntılarını. Illustrasyon kursu alabileceğim üniversiteler, şunlar bunlar.

İki ayrı blogum olmasına rağmen günlükleri yazdığım defterler hala var. Özellikle eski günlük defterlerinin yıpranma tehlikesine karşı, bunları PC’ye geçireyim diye düşündüm. O yüzden üç beş eski defteri de yanımda taşıdım. Hala yazılmadılar o başka mesele. Genellikle üniversite yıllarında yazdıklarımı getirmişim, yazmak için oturuyorum, satırlara takılıp kalıyorum. Bu 80 yılından bir tane.

Tam bunları yazarken yurtdışından kedili iki kap aldığım iki ayrı defterim geldi aklıma. Japonya’da kedili defter kapları görüp bayılmış, bir kırmızı bir de kahverengi olmak üzere iki tane satın almıştım. Metis’in küçük boy defterlerine de uyuyorlar. Birini Korece çalışmak için kullandım. Diğerine de aniden aklıma gelen yazı fikirlerini ya da Zihni Sinir procelerini yazıyorum. Onyüzmilyonbin sosyal medya hesabımın şifrelerinin yazılı olduğu bir defterim de var ki bu üçünü de şehirde unutup gelmişim. Her hesabın ayrı maili, her mailin doğrulama sağlamak içn başka mailleri, şunlar bunlar derken o kadar şifreyi karıştırmam doğal. Öyle kolay şifreler de kullanmıyorum. Allah’tan çok önemli bir olay değil de, kalkıp almaya gitmem gerekmiyor, en önemlileri zihnimde zaten.

Bir de beğenip alıp henüz kullanmadığım defterler var. Burak da aynı benim gibi habire defter aldığı için fazla defterlerini Saklıköy’deki eşyaları arasında gördüm. “Benim defterlerimi sakın kullanma!” diye de tembih etti. Halihazırda kullanılan defterler dışında bu hiç kullanılmamış olanlar ara sıra gözetlenir, buna da şunu mu yazsam, şu defteri de bunun için mi kullansam diye düşünülür. Bazen de defteri o kadar çok beğenirsiniz ki bir şey yazmaya kıyamazsınız. Saklıköy’de bile hiç kullanılmamış üç beş defter bırakmışım.

Bütün bunlardan sonra tek şikayetim çok sevdiğim bazı defterlerin fiyatlarının epeyce yüksek olması olabilir ki, benim gibi kırtasiye düşkünlerinin gözlerinin parlamasını sezip, o fiyat etiketlerini koyan satıcılara teessüflerimi sunuyorum. Allah sizi bildiği gibi yapsın !

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *