by

Kısa bir Eskişehir turu

Eskişehir uzun süredir gidip görmek istediğimiz bir şehirdi. Ama pandemi girdi araya, sonra da kedilerdi, Boncuk’tu bir türlü gidemedik. Kısmet bu Eylül’eymiş.Ama yazmaya gelince yine geç kaldım, bir dolu iş güç girdi araya. Fotoğraflar öylece duruyor telefonumda, ama daha öncelikli bir kaç iş vardı. Bir de Anadolu Üniversitesi, İkinci Üniversite programına , Görsel İletişim Tasarımı Bölümüne kayıt yaptırdım, onu derslerini çalışıyorum vize için. Biz “midterm”derdik. Ondan bir buçuk ay sonra da final var. Bir de çocuk romanlarıyla uğraşıyorum. E bahçede 30’dan fazla tüylü çocuk var. Ortalığı temiz tutmak epeyce zaman almaya başladı. Herkes gitti siteden bu çocuklar bana kaldı. Onu bunu deviriyorlar, eve giriyorlar filan diye şikayet eden bir komşu oldu geçenlerde, hemen overthinking düğmeme basılmış gibi oldu. Sonra kendimi sakinleştirdim biraz. Bir taş boyamıştım, “ Stop everthinking” yazıyor üstünde ona bakıyorum ara sıra. Şimdi kafamda ne kadar büyütüp, kurduğumu anlatsam beyaz gömlekle toparlayıp götürürler, o yüzden yazmayacağım.

Eskişehir’e dönelim. Yurt arkadaşlarımdan üç tanesi Eskişehir’lidir. Niye bu kadar geç kaldım gitmekte bilmem. Bir de ben küçükken ve babam Bolvadin’de görev yaparken çok hasta olmuşum. Muhtemelen o zaman da gluten alerjim şu bu varmış. Eskişehir’de bir doktora götürmüşler beni, onu da yeni öğrendim.

Şimdi bu Eskişehir notlarını hemen yazsaydım sıcak sıcak, daha çok ayrıntı olurdu. Ama zaten yazdığını bir türlü kısaltamayan bir insan olarak aradan zaman geçtikten sonra damıtılmış biçimi yazmak belki de daha iyidir. Öncelikle trenle gittik. Arabayı Gebze’de bırakıp hızlı trene bindik. İki saatte Eskişehir’deydik. Gara yakın bir yerde bulunan İbis Otel’de kaldık. Aslında oldukça büyük bir Öğretmenevi de varmış, orada da kalabilirmişiz, arabayla gittiğimizde öyle yapalım dedik. Evet inşallah tekrar gideceğiz, çünkü gezmemiz gereken yerleri bitiremedik ve satın almak istediğimiz bir kaç şey oldu, ancak arabayla gidilseydi alabilecektik.

Eskişehir yürüyerek gezmenin zevk olduğu bir şehir. Yılmaz Büyükerşen sağolsun çiçek gibi olmuş resmen. Yürüyerek Porsuk Çayı’nın da yanından geçip Odun Pazarı’na gittik öncelikle. Porsuk’a gelince, Sakarya’nın en uzun kolu bildiğiniz üzere. Eskiden kokusu ve çamuruyla insanlara rahatsızlık veren bu nehir Yılmaz Büyükerşen’in çabalarıyla temizlenip, turist çeken bir güzellik haline gelmiş. Yılmaz Hocanın Avrupa Yatırım Bankasından elde ettiği krediyle Kentsel Gelişim Projesi’nin üç bileşeninden biri olan” Afet Riskini Önleme Projesi” kapsamında rehabilite edilmiş. Dönmeden önce Mehmet Sadık Bozkurt’un yazdığı Bir Ömür ki Yılmaz Büyükerşen kitabından hocanın tüm şehirde yaptıklarıyla ilgili ayrıntılı bilgi de aldım. “Kenti 12 km boyunca baştan başa bölen Porsuk çayı, üzerinde gezen bot ve gondollarıyla ilgiyi üzerine çekiyor.” demiş, M. Sadık Bozkurt. Biz gondola binmedik, ben orada zaman harcamak istemedim, gezilecek çok yer vardı çünkü. Belki bir dahaki sefere bir gondol gezintisi de yaparız.

Biz yürüyerek gezmeyi sevdiğimiz için çoğu yere yürüyerek gittik. Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra Porsuk’u geçip Odun Pazarı tarafına yollandık.

Tabii yollarda çektiğim bin bir pozun bir kısmını koyacağım buraya. Önce Eğitim Karikatürleri Müzesine uğradık. Bu üstte gördüğünüz sarı binada ki 1900 yıllarının başında yapıldığı tahmin ediliyormuş yer alıyor. Tipik bir Odunpazarı evi ve şehrin ilk kurulduğu bölgede. 2004 yılında Anadolu Üniversitesi Karikatür Sanatını Araştırma ve Uygulama Merkezine bağlı olarak kurulmuş. Pazartesi hariç her gün saat 9-16.45 arası hizmet veriyor. hemen çektiğim fotoğrafları da ekleyeyim.

Şimdi fotoğraflardan yola çıkarak sokaklar ve Odun Pazarındaki evlerden örnekler de koyayım.

İşte son fotoğrafta gördüğünüz gibi çi börek yemesek olmazdı ki en sevdiğim yemektir. Kırımlı eniştem sağolsun, halam çok güzel yapardı. Kendisi de Bolu Mengen’liydi tabii, Küçükkuz’dan. Ben de yağda kızarmış şeyler dokunmasına rağmen evde ara sıra yapıp yiyorum, itiraf edeyim.

İşte Odun Pazarında Arasta Çarşısı içinde pek çok müze var. Bu bölge 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası geçici listesine alınmış. Buranın adına gelince köyden odun satmaya gelen köylüler buradaki Yediler Parkı Meydanı’nda satış yaparlarmış, o yüzden adı Odun Pazarı kalmış. Burada külliyeler, müzeler, hanlar ve türbeler var. Biz hepsine gitmedik. Ama bir kısmını gezdik tabii. Örneğin, Osman Yaşar Tanaçan Fotoğraf Müzesini gezdik. Bu yıl Fotoğrafçılık dersi de aldığım için faydalı oldu. Dört ayrı salonda fotoğraf makineleri, aparatları, arşiv malzemeleri vardı.

Kurşunlu Camii ve Külliyesini gördük. 1525 yılından kalma. Cami kısmı ibadete açık diğer kısımlarda El sanatları Müzesi, Cam Sanatları Müzesi ve Lületaşı Müzesi var. Ayrıca Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi de var. Kapısında çoğu kez kuyruk oluyormuş. Buraya ikinci gün gittik ama ben fotoğraflarını koyayım yine de. Bazı ünlülerin heykelleri parayla fotoğraflanıyor, bu para kız çocuklarının ve engelli çocukların eğitimi için harcanıyormuş. Müzedeki heykellerin bir kısmı bizzat Büyükerşen tarafından yapılmış.Müzede yaklaşık 200 kadar heykel var.

Atlıhan El Sanatları çarşısı da bu bölgede. Han 2006 yılında Belediye tarafındanOdunpazarı Evleri yaşatma Projesi kapsamında yeniden inşa edilmiş. El sanatları ürünlerinin satışı yapılıyor.

Bir başka Müze Ev Ataol Behramoğlu Kitaplığı ve Edebiyat Müzesi. Burası da eski bir Odun Pazarı evi. 265 yıllık Yağcızade Konağı restore edilerek müzeye dönüştürülmüş. Ataol Behramoğlu yaklaşık 10 bin eseri Odunpazarı Belediyesi’ne armağan etmiş.

Odun Pazarı Modern Müzesi’ni de ikinci gün gezdik. Linke girerseniz genş bilgi alabilirsiniz. Ben beğendim doğrusu, hemen bir iki fotoğraf koyayım.

Hangi şehre gidersem gideyim Arkeoloji Müzesini gezmeden dönmem, bu kez de öyle yaptık.

İkinci günün sabahı kahvaltıdan sonra taksiyle Sazova Parkına gittik. Burası da gezilecek farklı yerlerle dolu. Hepsini gezmedik, ama gezdiklerimden fotoğraf paylaşayım. Buraya Eskişehir Bilim Sanat ve Kültür Parkı da deniliyor. 400 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş. Biz Masal Şatosu, Korsan Gemisi, Bilim Deney Merkezi’ni , Sabancı Uzay Evi’ni gezmedik.. Esminyatürk’ü gezdik. Türk Dünyasına ait 32 yapının 1/25 ölçeğinde kopyaları var.

Türk Dünyası Bilim kültür ve Sanat Merkezi’ni gezdik. Açıklamalar sadece Türkçe’ydi, İngilizcesi de olsaydı fena olmazdı.

Ve Hayvanat Bahçesi ve Eti Sualtı Parkı’nı gezdik. Japon bahçesini de gezdik. Aslında şahsen hayvanat bahçeleri olmasını tercih etmiyorum , ama hayvanlar rahat görünüyorlardı, en azından buna memnun oldum.

Ben bu kapibaralara bayılıyorum.

Eskişehir’de ilgimi çeken şeylerden biri her yerde hamam olmasıydı. Sonra Eskişehir’li bir arkadaşımdan gerçekten de hamamlara çok düşkün olduklarını öğrendim. Hamam ve kaplıcalar Eskişehir kültürünün önemli bir parçasını oluşturuyor. Mehmet Sadık Bozkurt’un da vurguladığı gibi “ Eskişehirliler, ‘Bir anam, bir de hamam’ dedikleri hamamları çok seviyorlar.” Rahmetli babaannem hamam bayılır, neredeyse derisi soyulana kadar keselenirdi, beni de götürürdü çocukken. Ama ben ne hamam ne sauna sevmem, zaten sıcaktan hoşlanmam kış çocuğu olduğumdan mı nedir, tansiyonu olanlara da tavsiye etmiyorlar zaten, ama sevenler için hamamlar, kaplıcalar bol yani.

Yollarda gezerken her evin ya da apartmanın balkonunda biber kuruttuklarını gördüm. Bu da bir alışkanlıkmış.

Sonra bir eskicide tahta bir at gördük, dükkan sahibi akşam gelecekmiş sanırım, arabayla gidersek ve o at satılmamış olursa alacağız.

Bazı hoş duvarlar vardı. kediler yine her yerde.

Sonra helva önemli tabii. Sorup soruşturduk en ünlüsünün önünde sıraya girdik. Ben leblebi helvasını sevdim. Met helvası, yaz helvası, tahin helvası filan bir miktar aldık. Tanınmış Helvacı’dan memnun kaldık. Başka iki yerden daha helva aldık gerçi.

E bozasız olmaz, bakınız üstteki fotoğraf.

Ayrıca Balaban kebap yedik, vejetaryenlerden özür dileyerek, siz burayı atlayınız lütfen.

Şimdi Odunpazarı’nda gezdiğimiz bir başka müzeyi atladığımı fark ettim fotoğraflara bakınca. Eskişehir Ticaret Odası ETO Müze, Eskişehir Sanayi ve Ticaret Müzesi de çok ilginç, zamanınız varsa geziniz.

Şimdi müze deyince, iki günlüğüne gidiyorsanız kesinlikle bitiremiyorsunuz, aklınızda olsun. Cam Müzesi’ni gezmedik, Oya Müzesi var, orayı gezmedik, Ahşap Eserler Müzesini görmedik,Lüle Taşı Müzesini gezmedik, Kurtuluş Müzesi’ni gezmedik,Anadolu Üniversitesi Cumhuriyet Tarihi Müzesini gezmedik, Daktilo Müzesi varmış, onu gezemedik, yani şuraya yazmadığım müzeler de var, artık bir dahaki gidişe. Kent Park’a da gidemedik. Ayrıca arabasız gittiğimiz ve de zamanımız da olmadığı için yakındaki ören yerlerine de gidemedik. Gürleyik çağlayanı varmış, oraya da gitmek isterdim. Arabamız olsa Sivrihisar’a da gitmek isterdim. Mayıs ayında filan arabayla bir kez daha gelmek lazım diye düşündük. Bu kez Öğretmen Evi’nde kalırız dedik. Sonuç olarak Eskişehir’i çok beğendik biz. Gideceklerin gezecek çok yeri olacaktır.

Bu klasik arabalarla gezi yapabilirsiniz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *