by

Ruh Sağlığını Korumak

Bu yalnızca Türkiye’de değil, bence tüm dünyada giderek zorlaştı. Ruh sağlığımızı korumak, en azından az biraz dengede kalabilmek için biz ailecek ve bireysel olarak çabalıyoruz. Bugün anlatacağım yaptığımız şeylerden yalnızca birisi.

Biz epeyce uzun zamandır TV’de Haber Programlarını, Sabah Programlarını ve Açık Oturumları izlemiyoruz. Bazen dünyada çok önemli bir şeyler olduğunda yabancı haber kanallarını açtığımız doğrudur. “E haberleri nereden alıyorsunuz.” derseniz, daha çok netten, orada bile fazla oyalanmamaya çalışıyoruz, hele de haber altı yorumları okumaya dalarsanız, “Biz niye bu insanlarla aynı havayı soluyoruz?” diye düşünmeye başlayabilirsiniz.

Biliyorsunuz eskiden ajansı dinleyip havadis aldığımız günler vardı. O zamanlar her eve en az bir gazete de girerdi. Çoğu ailede çocukların aldığı bir çocuk dergisi, ( Doğan Kardeş, Milliyet Çocuk gibi ) 70’ler, 80’lerde de her hafta alınan mizah dergileri okunurdu. ( Gırgır, Fırt ) Ben bir de çocukluğumda trenle bir yerden bir yere giderken “Gaste gaste” diye bağırarak trenin peşinden koşan çocukları hatırlıyorum. Eski gazeteleri ve bayat haberleri bile okumanın değer olduğu günler. Yaşadığım kasabaya çocuk romanları az geldiği için İzmir’e gittiğimizde kitap alırdım.Uşak’ta yaşarken bile öyle her dergi ve kitaba kolayla ulaşamadığımı anımsıyorum. O yüzden her bulduğum kitabı nefes almadan okurdum. Boş beleş pek çok kitap da okumak zorunda kalmışımdır bu yüzden. Millet haberleri netten almaya başladıktan sonra pek çok kişi gazete almamaya başladı. Haber aldığımız mecraların çoğu da yanlı haber aktarmaya başlayınca ki eskiden de öyleydi de şimdi işin iyice çivisi çıktı, insanlar her şeye kuşkuyla yaklaşmaya başladılar. Dahası herhangi bir haber kanalını açtığınızda arka arkaya kötü haber almaya kendinizi hazırlamak durumundasınız. Siyasi haberlerin mide bulandırıcılığını zaten malumumuz da, ardından başlıyor kötü haberler silsilesi. Şurada burada ormanlar yanmış, bilmemkim kız arkadaşını ya da karısını kesmiş öldürmüş, iş bulamayan genç öğretmen adayı intihar etmiş, sapık herifin biri bir köpeğe tecavüz etmiş, bilmemnerede bilmemkim kedilerin üstüne benzin dökmüş yakmış, bir de videolarıyla, fotoğraflarıyla. Trafik kazaları, restore edildiği söylenen eski eser haberleri, son zamanların korona ve aşı haberleri ve tartışmalarını filan saymıyorum bile. Şişmemek imkansız. Ailemden bazıları ve arkadaşlarımdan da bazıları durmaksızın gündemden konuşup söverek ve bu izlediklerimizi bir de sosyal medyadan tekrar tekrar paylaşarak yaşamına devam ediyor. E ne lüzum var? Ben zaten üç aşağı beş yukarı seninle aynı görüşteyim. Politik duruşumdan haberdarsın. Bana aynı şeyleri tekrar tekrar göndermen benim sinirimi bozmaktan başka ne işe yarıyor? Onu bırak parçalanmış hayvan fotoğraflarını paylaşmak ne amaç taşıyor onu da anlayabilmiş değilim. Günüme bu acımasızların yaşadığı dünyada yaşıyor olmamı anımsatmakla başlamamız kimin yararına ? Ayrıca elimizden gelecek bir demokratik eylem yapılacaksa haber vermen doğru, ama yalnızca “Allah belalarını versin !” demek içinse beni ne bulaştırıyorsun ?

İşte bu yüzden sabah kahvaltı masamızı TV karşısına çektiğimizde ( büyük yemek masasını kullanmıyoruz bir süredir ) Ev tadilat programları ile ev satın alma programları açıyoruz. Kahvaltı ettiğimiz saate göre programlar değişiyor. Bazen Drew Pritchard’ın antika peşinde koştuğu program oluyor, bazen Tamirat Tadilat, ara sıra o ülkeyi bu ülkeyi kuş bakışı yukarıdan izliyoruz. Eğer kafamıza göre bir program bulamadıysak Netflix’ten yine bahçe , ev , dekorasyon vs konulu bir program buluyoruz. Tabii yemek yemezken daha ciddi bir biçimde izlediğimiz dizilerimiz de var. Ama zinhar o artık çoğunu tanımadığım sekiz on kişinin bir araya gelip kavga ettiği açık oturumları, ya da haber programlarını izlemiyoruz. Çünkü o masaya oturanlar doktor da olsa, din adamı da, veya bir depremin ardından deprem bilimci de olsa hep kavga ediyorlar ve ben artık bunu kaldıramıyorum. Ağaca, çiçeğe, kediye bakayım, müzik dinleyeyim, kitap okuyayım, ya da illustrasyonla , yazmak çizmekle uğraşayım istiyorum. Bir şeyleri değiştirmek için çalışan gruplar içinde olanlara değil itirazım, doğru olanı onlar yapıyorlar. Ama sadece kötü haber yayıp, konuşarak, hiç bir şey yapmadan sosyal medya çığırtkanı olanlara kulağımı tıkıyorum. Haber diye sunulanların çoğuna da; yoksa delirmek işten değil !

2 Comments


  1. // Reply

    Eline, klavyene sağlık Nilgün… Söyleyebileceklerimin hepsini dile getirmişin, teşekkür ederim.


  2. // Reply

    Ahhh Nilgün’cüğüm kalemine, yüreğine sağlık. Artık gazete bile okumaktan kaçındığıma bazen ben de şaşırıyorum. Nereden nereye geldik. Ama iyi ki kitaplar hâlâ var, arkadaşların blogları hâlâ var. Teşekkürler, sevgiler

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *